Donna Haraway ve Konumlu Bilgiler Teorisi

Doç. Dr. Fatma Fulya Tepe

Bugün feminizmde uzlaşma noktası olarak kabul edilen konumlu bilgiler yaklaşımını geliştiren Donna Haraway 1944 yılında Amerika’da beyaz İrlandalı, Katolik, orta sınıf bir aileye doğmuştur. Haraway’in ilginç bir akademik arka planı vardır: Biyoloji, felsefe ve İngiliz edebiyatı okumuştur. Doktora derecesini de biyolojiden almıştır. Konumlu bilgiler kavramı Haraway’ın çalışmalarında 1980’lerin ortasında ortaya çıkar. Haraway ünlü “Situated Knowledges: The Science Question in Feminism and the Privilege of Partial Perspective” yazısını ilk olarak 1988 yılında Feminist Studies dergisinde yayımlamıştır[2]. Haraway bu yazısıyla geliştirdiği geleneksel nesnelliğe feminist eleştiride bilgi üretimi sürecindeki bazı temel kategorileri (nesnellik, evrensellik, özne, nesne, bilim insanı tutumu, bilginin nitelikleri vs.) yeniden çalışır; bunları yeniden ele alır. Bunların hepsi hakkında yeni, daha doğru ve dönüştürücü olduğunu düşündüğü yeni kavrayışlar ortaya atar. Bu yazıda Haraway’ın geleneksel nesnelliğe getirdiği feminist eleştirinin ana hatlarına odaklanılacaktır.

Haraway, nesnellik eleştirisi olarak geliştirdiği konumlu bilgiler kavramını tartışmaya feministlerin nesnellik konusundaki iki kutbu seçici ve esnek bir şekilde kullandıklarını ve bu iki kutup arasında tuzağa düştüklerini söyleyerek başlar. Bu kutuplardan biri radikal sosyal inşacılıktır (constructivism). Diğeri ise feminist ampirisizmdir. Güçlü sosyal inşacılıkta içeriden bilginin ayrıcalığı kalmamıştır; çünkü bilgide içerisi-dışarısı arasındaki sınır iktidar ilişkilerinin bir ürünü olarak görülür. Haraway bu doğrultuda bilim adamlarının bizi inandırmaya çalıştıkları anlatılara inanmamızda çıkarları olduğunu belirterek onlara inanmamız için bir neden olmadığını söyler: “Sosyal inşacılar, nesnellik ve bilimsel metod hakkındaki resmi ideolojinin; bilimsel bilginin aslında nasıl yapıldığı konusunda özellikle kötü kılavuzlar olduğunu netleştirir. Geriye kalanlarımız için olduğu gibi, bilim adamlarının yaptıklarına inandıkları ya da yaptıklarını söyledikleri ile gerçekten yaptıkları arasında gevşek bir uygunluk vardır.”[3] Ayrıca radikal sosyal inşacılık tüm bilgilerin tarihsel ve sosyal olarak inşa edildiğini söylediğinde tüm bilgi iddialarının eşit yeri olduğunu iddia eder. Bu da bize relativizme götürür. Yani bilimsel bilgi de diğer tür bilgilerin yanında herhangi bir tür bilgiye indirgenir. Haraway bu durumdan hoşlanmaz çünkü o daha iyi bir dünya yaratmak için bilimden yararlanmak istemektedir.[4] Kutbun diğer ucunda da feminist ampirisizm yer almaktadır. Marx esinli feminist ampirisizm, Marxizm’de işçiye verilen yeri kadına, Marxizm’deki kapitalizmin yerini cinsiyetçiliğe ve bu çerçevede işçinin bakış açısına atfedilen evrenselliği kadının bakış açısına verir.[5] Yani feminist ampirizm de bizi önceki durumdan farklı bir noktaya getiremez. Haraway bu iki kutuptan kaçınmaya çalışır. Haraway, bu amaçla, nesnellik tartışmasında yukarıda belirtilen iki kutup arasındaki tuzaktan kurtulmak için vizyon (vision) metaforunu kullanır. Haraway’e göre vizyon ikili zıtlıkları aşmakta kullanılabilecek verimli bir metafordur. Haraway’in vizyon metaforunun en önemli özelliklerinden biri bedende cisimleşmiş (embodied) olmasıdır. Yani vizyon bir bedenden kaynaklanır. Bedende cisimleşmiş vizyon nosyonuyla Haraway ‘tanrı-numarası’ yapan ve heryerden her şeyi görebildiğini iddia eden evrensel, aşkın beyaz, erkek bakışı fikrinden kurtulur. Bedende cisimleşmiş vizyon her zaman belli bir yerden ya da bir kişiden gelir; her yerden gelemez.[6] Yani bedende cisimleşmiş vizyonun adresi bellidir. Haraway bedende cisimleşmiş nesnellikle varılan konumlu bilgilere ulaşır.[7] Bu şekilde Haraway, özgül ve bedende cisimleşmiş nesnellik yani feminist nesnelliğe dayanan konumlu bilgiler kavramını geliştirir. Konumlu bilgilerde bilmek, görmek, tanıklık etmek, beyan etmek, konuşmak her zaman belli bir zaman ve yerde bulunan belli bir bedenden gelmektedir.[8] Yani “[n]e ve kimin görüldüğü kimin ya da neyin, nereden ve nasıl gördüğünden ayrılamaz; özne ve nesne sadece çözülemez şekilde birbirine bağlı olarak varolabilir ve işleyebilir”[9]. Yani belirtildiği gibi feminist nesnellikte özne-nesne ayrılması da yoktur. Konumlu bilgiler bu nedenle kısmi ve yereldir ve böyle olduğu ölçüde nesneldir. Haraway ancak bu şekilde ürettiğimiz bilgilerden sorumlu olabileceğimizi belirtir.[10] Haraway konumlu bilgiler kavramını toplumsal hiyerarşide aşağıdan görme durumunun daha iyi bilgiler üreteceği fikriyle ilişkilendirmektedir. Haraway de toplumsal hiyerarşide aşağıda yer alan, tahakküm altında bulunanların baskın görüşleri kabul etmede çıkarları olmayacağı için bu konumlardan daha iyi bilgi geleceğini düşünmektedir. Yukarıdan bakışın eleştirel olması, sisteme fazla yatırım yapmış olmasından dolayı mümkün olmaz.[11] Fakat buna ilaveten Haraway daha güçsüz konumda olanlarla ilgili bir romantikleşmenin de hata olacağı; bu konumların da masum olmadığı konusunda uyarmaktadır.[12]

Haraway’de “alçakgönüllü tanıklık”, konumlu bilgiler yaklaşımıyla ilgili diğer bir önemli kavramdır. Haraway teknobilimde alçakgönüllü bir tanıklık gerektiğine vurgu yapar. Bu kavram anlaşılacağı gibi daha çok teknobilimde bilim insanlarıyla, bilgi üreticileriyle ilgili normatif bir duruma işaret etmektedir. “Kadınların çok iyi bildiği tarzda kişiyi fiilen yok etmeyecek; fakat daha çok ‘güvenilirliğini arttıran’ bir tanıklık davet eder; Haraway bunu teknobilimde gerçek “materyal-semiyotik” dünyada bir fark yaratma amacıyla ırk, sınıf, toplumsal cinsiyet, cinsellik meselelerinin sıkı bir kesişimini istemeyi gerektiren feminist ‘(feminen değil)’ tanıklık olarak adlandırır.”[13]. Bu alçakgönüllülük iktidarla ilişkisinde de aktif bir pozisyondadır.[14] Alçakgönüllü tanıklık, bu doğrultuda Haraway’ın teknobiliminde önemli bir değerdir. Hem bildiğini inkâr etmez hem de bu konumunu diğerleri üzerinde tahakküm ilişkisi kurmak için kullanmaz.

Yukarıda Haraway’in feminist nesnellik eleştirisinde özne ve nesne kategorilerini de yeniden çalıştığını ve bunları yeniden değerlendirdiğini söylemiştim. Haraway’in geleneksel özne-nesne kategorilerini nasıl aştığına biraz daha yer ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Haraway’de bilginin öznesi Batı aydınlanması ve kolonyal düşünce merkezli, ussal, beyaz, erkek ve Birinci Dünyalı öznesinin aksine çoklu, mobil ve her zaman konumlanmıştır (located).[15] Haraway’de öznenin bu yeniden kavranışının yanı sıra araştırma nesnesi kategorisi de yeniden ele alınmaktadır. Haraway geleneksel yaklaşımlarda bilgi nesnelerinin gerçekte olamayacak kadar pasif ve hareketsiz görüldüğüne dikkat çeker. Özne-nesne ilişkisindeki nesneyi kullanan özne durumundan varolan durumu daha iyi ifade etmek üzere Haraway “öznenesne”lerden (subjectobject) bahseder. Öznenesnelerin doğakültürlerle (natureculture) ilişkisinden bahseder.[16] Bu yeni, alışılmadık kavramlar hep özne-nesne, doğa-kültür ikili zıtlıklarını ve bunların hâkim olduğu bakış açılarını aşmak için Haraway’in yaptığı feminist müdahalelerdir. Haraway bu şekilde daha gerçek bir dünyadan bahsetmenin mümkün olduğuna inanır. Bu çizgideki yeni öznenesne kavrayışıyla Haraway, postyapısalcı “öznenin ölümü” argümanına da karşıdır. Bunun yerine Haraway öznelliğin bölünmesi (splitting) ve çokluğunu görür. Haraway öznenin çokluğundan bahsettiğinde özneyi “bağlı, ilişkili bedenler, varlıkların konumlanmış bir ağı”[17] olarak görmeyi kasteder. Öznelliğin çokluğunun ise daha iyi görüşler ve daha iyi dünyalara götüreceği umudunu taşır.[18]

Bilgi üretimindeki temel kategorileri yukarıda özetlediğim şekilde yeniden ele alıp tanımlayan Haraway’ın konumlu bilgiler teorisini Hollandalı bir profesör olan Baukje Prins’in yeniden kavrayışına bakmak bize bu kavrama başka bir açıdan yaklaşmanın iyi bir örneğini gösterecektir. Prins doktora tezinde Haraway’in konumlu bilgiler teorisini çokkatlı bir kavram olarak okumak gerektiğini önerir.[19] Prins’in konumlu bilgiler teorisinin bu çokkatlı okuması Haraway’in yukarıda özetlediğim temel kategorileri yeniden ele alış ve tanımlanmasının güzel bir özetini sağlamaktadır. Prins konumlu bilgiler teorisinin üç boyutunu ayırt eder. Bunlardan birinci boyut tanımlayıcı (descriptive) bir iddiaya işaret eder. Buna göre: “Bu düzeyde, tüm bilginin kısmi, konumlu olduğu varsayılır, tüm bilgi “bilim kurgu”nun bir örneği olarak algılanabilir. Özellikle Batılı bilim söylemi kendi konumlanmışlığının tutarlı bir inkârıyla yapılanmıştır.”[20] Konumlu bilgilerin ikinci boyutu normatiftir. Normatiflik boyutu daha önce de belirtildiği gibi aşağıdan bakışların daha iyi bakışlar üreteceğini savunur. Üçüncü boyut ise vizyonla ilgili bir boyuttur: “Bu boyutta daha iyi bilgi sadece bilmenin baskın biçimlerine karşıt olarak durmaz; fakat yeni perspektiflerin aktif inşasını içerir. “Uygunlaştırılmamış (inapproporiate/d) diğerleri”nin sınıfını sadece bitkiler, hayvanlar, makineları içerecek şekilde değil ayrıca ‘varlıkları’ doğal sınırları aşan OncoMouse ya da FlavrSavr gibi tüm ‘bilim-kurgusal’ karakterleri de içerir.”[21] Prins bu üç boyutu birbiriyle karşılaştırır: İlk iki anlam düzeyinde büyük epistemolojik önemi olan ikili zıtlıklar ve sınırlar, bu (üçüncü) düzeyde açıklayıcı anlamının çoğunu kaybeder.”[22]

Haraway’ın geliştirdiği konumlu bilgiler kavramının arka planında geleneksel nesnelliği eleştiren feminist tartışmalar yer almaktadır. Bu arkadaki tartışmaların önde gelen oyuncuları Dorothy Smith, Nancy Hartstock, Sandra Harding’tir. Haraway ise bedende cisimleşmiş vizyon metaforuyla bağlantılı olarak konumlu bilgiler kavramını geliştirmiştir. Konumlu bilgiler her zaman bir bedenden ya da bir yerden kaynaklanır. Yani adresi bellidir. Bu da bu bilgiyle ilgili sorumluluğun üstlenilebileceğini gösterir. Konumlu bilgiler her zaman yerli ve kısmidir. Yerli olmasına karşın globalle bağlantısı kurulabilir ve kurulması da beklenir. Alçakgönüllü tanıklık konumlu bilgi üreticileriyle ilgili bir tutumdur ve Haraway hem bilinenin arkasında durmak hem de bilgiyi tahakküm ilişkilerinde kullanmamak için bunun gerekliliğini savunur. Haraway’in vizyon metaforunun getirdiği başka bir yenilik özne-nesne hiyerarşik ikili zıtlığının yeni öznenesne kavramıyla aşılmasıdır. Bu yaklaşım doğa-kültür gibi diğer ikili zıtlıkların da yeni yaklaşımlarla aşılabileceğini ve böylelikle yapay ve zorlama hiyerarşik ve ikili zıt ayrımların ötesine geçilebileceğini gösterir.


[1] Bu yazı, 2008 yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü’nde Prof. Dr. Korkut Tuna danışmanlığında savunduğum doktora tezimin bir parçasıdır.

[2] J. Scheineder, Donna Haraway Live Theory, p. 99, Continuum, New York, 2005.

[3] Donna Haraway, “Situated Knowlegdes: the Science Questionin Feminism and the Privilege of Partial Perspective”, The Feminist Standpoint Theory Reader, ed. By Sandra Harding, 2004, New York, p. 82.

[4] Scheineder, a.g.e., p. 100–101.

[5] A.e., p. 102.

[6] Scheneider, a.g.e. p. 103.

[7] Haraway, a.g.e. p. 86.

[8] Scheneider, a.g.e. p. 104.

[9] A.e., p. 104.

[10] Donna Haraway, a.g.e., p. 87.

[11] Scheneider, a.g.e., p. 106.

[12] Haraway, a.g.e., p. 88.

[13] Scheneider, a.g.e., p. 106.

[14] A.e., , p. 106.

[15] A.e., p. 108.

[16] A.e., p. 109.

[17] A.e., p. 110.

[18] A.e., p. 109.

[19] Baukje Prins, The Standpoint in Question. Situated Knowledges and the Dutch Minorities Discourse. 1997, p. 103.. Unpublished Ph.D. Thesis in Utrecht University. Promoters: Prof. dr. R. Braidotti & Prof. dr. L.W. Nauta.

[20] A.e., p. 103.

[21] A.e., p. 103.

[22] A.e., p. 103.

Fatma Fulya Tepe kimdir?

Fatma Fulya Tepe, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde sosyoloji alanında Doçenttir. İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden Magna Cum Laude ile mezun oldu.

Doktorası aynı üniversitenin Sosyoloji bölümünden. Doktora tezinde temel bilimler ve mühendislik alanlarında çalışan İstanbullu kadın akademisyenlerin ev hayatındaki işbölümünü inceledi.

Doktorası sırasında İsveç, Hollanda ve Almanya’dan aldığı burslarla araştırma yaptı ve kadın çalışmaları alanında dersler takip etti.

Dr. Tepe ayrıca cinsiyet çalışmaları, sözlü tarih ve melezlik ile ilgili makaleler yayınladı. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (Tübitak) tarafından 2014’te finanse edilen bir araştırma projesinde, 1966-1974 yılları arasında yayınlanan Türk Kadını dergisinin söylemini devlet feminizmi açısından inceledi.

2017 yılında Feminist Formations dergisinde bu araştırmadan yola çıkarak “Turkish Mother Citizens and Their Homefront Duties” başlıklı makalesi yayınlandı.

2022 yılında Emeritus Profesör Per Bauhn ile Journal of International Women’s Studies dergisinde “The Turkish Angel in the House: A Travelling Concept in the Housewife Poems of Ziya Gökalp and Halide Nusret Zorlutuna” başlıklı makalesini yayımladı.

“Çok Partili Dönemin Başında Mizah Dergilerinde Kadınların Temsili: Boşboğaz (1945) ve Bıldırcın (1947) Örnekleri” başlıklı projesi Ocak 2023’te Tübitak 1001 projesi olarak kabul edildi.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir