Deprem vurdu, asbest kapıda, bir kuşak tehlikede: ‘Kaybederiz…’

DİYARBAKIR – Maraş merkezli depremlerin ardından enkaz kaldırma çalışmaları devam ederken uzmanlar asbest tehlikesine dikkat çekiyor.

Pek çok binada bulunan asbest, maruz kalındığında kansere yakalanma riskini artırıyor. Yer ve tavan kaplamalarından yalıtım amaçlı püskürtme kaplamalara, ara duvarlardan yangına dayanıklı yalıtım panellerine, kazanlardan kaloriferlere, yalıtım ceketlerinden derzlere kadar birçok alanda kullanılan asbest, enkazlarda da yüklü miktarda bulunuyor.

Asbest içeren enkazların kaldırılırken çok dikkatli olunması gerektiğini belirten uzmanlar, “Böyle giderse bölgede bir kuşağı kaybederiz” uyarısı yapıyor. Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi gönüllüsü akademisyen Aslı Odman ile asbestin nasıl imha edilmesi gerektiğini, risklerini ve yapılması gerekenleri konuştuk.

KOLAYCA UFALANIYOR, GÖZLE GÖRÜLMÜYOR

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) kanserojen maddeler listesinde ‘kesin kanserojen’ tanımlanması ile 1. grupta yer alan asbestin üretimi ve kullanımı AB’ye üye ülkelerde 2005’te, Türkiye’de ise 2013 yılında tamamen yasaklandı. Ancak bu tarihe kadar inşa edilen sayısız ev, devlet dairesi, okul, hastane, askeri üst ve pek çok endüstriyel ürün vasıtasıyla tonlarca asbest halen hayatımızda yer alıyor. Kolayca ufalanıp toz haline gelebilen ve çoğunlukla gözle görülemeyen asbest lifleri, havalandıklarında hava akımı az olsa bile günlerce havada asılı kalabiliyor. Dolayısıyla asbestli ürünlerin imhası çevresel bir etkiye sahip. Bu nedenle uzmanlar, yanlış bertaraf ve imha faaliyetlerine karşı dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari.

‘YIKIM ESNASINDA SİGARA İÇİLMEMELİ’

Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, binalardaki asbestin nasıl imha edilmesi gerektiğini yanıtlıyor: “Bina yıkım, enkaz ve moloz bölgesinde asbest söküm uzmanı nezaretinde çalışılması gerekiyor ancak böyle bir uygulamadan şu an için söz edemiyoruz. Yetkililere yaptığımız başvurular da cevapsız kaldığı için enkaz ve molozun içinde bulunabilen ve ayrıştırılması mümkün olan asbestlerin moloza karışması önlenemiyor. Yıkım yapılırken veya enkaz-moloz kaldırılırken mutlaka toz bastırma makinesi, bulunamazsa yeterli sulamayı sağlayacak seyyar ya da sabit sulama sistemlerinin alanda hazır bulundurulması gerekiyor. Uygun kişisel koruyucu donanım kullanmak, enkazda asbest ve tehlikeli maddelerden korunmanın bireysel tedbirler kapsamındaki ilk adımıdır. Yemek molası veya ara dinlenmelerinde mutlaka sahadan uzakta olunmalıdır. Yıkım esnasında sigara kesinlikle içilmemelidir, unutulmamalıdır ki sigara içenler içmeyenlere göre 50 kat daha fazla risk almaktadır.”

‘BUNLARI AVRUPA’DA YAPSANIZ TOPLU KATLİAMDAN YARGILANIRSINIZ’

Türkiye’deki mevcut binalarla ilgili bir envanter çalışması olmasa da TMMOB’un raporuna göre, 30-40 yıllık binaların büyük bir bölümünde asbest olduğu düşünülüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un 23 Şubat 2023 tarihli açıklamasına göre, depremlerin ardından 164 bin 321 bina ‘yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı’ olarak tespit edildi. Bir binadaki ortalama asbest miktarı ve zararı, yıkılan/yıkılacak binalara oranlandığında oluşturacağı risk, yapıların asbest envanter raporu olmadığı için bilinmiyor.

Binalarda asbest kullanım alanlarının fazla olduğunu belirten Ensari, yapılması gerekeni 11 Eylül saldırılarından bir örnekle anlatıyor: “İkiz Kuleler 11 Eylül’de saldırıya uğradı ve enkaz yığını oldu. ABD, arama kurtarma, enkaz ve moloz kaldırma çalışmalarında çalışan ve 1,5 mil yarıçapında bulunan herkesi tozlu havayı soludukları için gözetime aldı. 63 bin kişinin sağlık gözetimi yapıldı ve rapor, 20 sene sonra açıklandı. Asbest başta olmak üzere 24 bin kişide çeşitli kanserler bulundu. Türkiye’de ise yetkililer bu kadar mı kör olur? Çadır kentin yanına nasıl moloz dökersiniz? Bunları Avrupa’da yapsanız toplu katliamdan yargılanırsınız. Bu işi şakaya alıyor bakanlık. Hayretle izliyorum, ‘Akıl tutulması, liyakatsizlik, cehalet, bilgisizlik var’ diyorum. Yapıları kontrolsüz yıkıyorsunuz. Sadece asbest demiyoruz, bir sürü tehlikeli maddeler, atıklar var. Silika, civa, kurşun, Pcb, Pbb, kadmiyum, Cr6, küf mantarı, Radon Gazı gibi tehlikeli atık partikülleri var. Bölgedeki gönüllülerimiz maske bile kullanılmadığına ilişkin görüntüler atıyor. Bu çalışanlardan bir kişi bile kurtulamayacak. Çocukların organları gelişme safhasında olduğu için daha fazla etkilenirler. Bir çocukla, 30 yaşındaki biri arasında beş kat daha fazla risk var. Böyle yaparsanız o bölgede bir kuşağı kaybederiz.”

Akademisyen Aslı Odman.

‘MEVZUAT OHAL BÖLGESİNDE ASKIYA ALINDI’

25 0cak 2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’, çalışanların asbest söküm, yıkım, tamir, bakım, uzaklaştırma çalışmalarında asbest tozuna maruziyetlerinin önlenmesi ve bu maruziyetten doğacak sağlık risklerinden korunması, sınır değerlerin ve diğer özel önlemlerin belirlenmesini kapsıyor.

Yönetmelikte, işverenin asbest veya asbestli malzemeden çıkan tozun, tesis veya çalışma alanı dışına yayılmasını önlemesinden, uygun solunum sistemi koruyucusu ve diğer kişisel koruyucu donanım ile bunları kullanacak çalışanların ve çalışma sürelerinin belirlenmesine kadar pek çok yükümlülüğü tanımlanmış. Ancak 6 Şubat depremlerinden bugüne kadar asbestli binalarda çalışan işçilerin koruyucu önlemler alınmadan çalıştırıldığı kamuoyuna yansıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi gönüllüsü ve akademisyen Aslı Odman, bu durumun 126 No’lu Kararname ve daha sonrasında Çevre Kanunu’yla ilgili bütün mevzuatın, OHAL bölgesinde askıya alınmasıyla ilgili olduğunu söylüyor.

‘YIKIMLAR KAMU SAĞLIĞI İLE UYUŞMUYOR’

Asbestin Türkiye’de mevzuat açısından en iyi düzenlenmiş olduğunu ifade eden Odman, “Mevzuat açısından hiçbir sorun yok ama şu an mevzuat askıda. Yıkım kamusal planlama gereken bir alan ama bu yapılmıyor. Binalar rüzgarlanma ve alanda ne kadar geçici barınan insan olduğu dikkate alınarak bölge sınırları tanımlanabilir ve bölge bölge planlı bir şekilde gidilebilir. Bu bölgelerden de geçici olarak insanların uzaklaştırılması sağlanmalıdır. Ama şu an da yıkım müteahhitleri aldıkları ihalelere göre kendi planlarını uyguluyorlar ve bu durum kamu sağlığı ile uyuşmuyor” diyor.

‘SUÇ MAHALLİNDE İZLERİN SİLİNDİĞİ BİR SÜREÇ OLARAK İLERLİYOR’

Asbestli binalarda korumasız çalıştırılan işçilere ve görevlendirilen emniyet mensupları ve askerlere ilişkin de değerlendirme yapan Odman, “Bu alanda çalışan taşeron işçiler birçok yıkımda daha çalışacaklar ve ilerleyen süreçte asbeste maruz kaldıklarından dolayı kansere yakalanacaklar. Ancak bu işçiler, kansere yakalandıkları zaman hangi iş yerinde yakalandıklarını belgeleyemeyecek çünkü bu zamana kadar pek çok şantiye, işyeri değiştirmiş olacaklar. Süreç tamamen suç mahallinde izlerin silindiği bir süreç olarak ilerliyor. Sadece işçi sağlığı ve iş güveliği açısından bakarsak bir tek işçilerin değil emniyet güçleri ve askerlerin de sağlığı tehlike altında. Emniyet güçleri bu tehlikeye daha kitlesel bir şekilde maruz kalıyor. Enkaz alanında ‘yağmayı engellemek amacıyla’ devletin enkaz bölgelerine öncelikli olarak öne sürdüğü emniyet güçleri ve askerlerin sağlığı büyük bir tehlike altında. Ciddi bir sağlık riski taşıyorlar ve hiçbir şekilde korunduklarını gözlemlemiyoruz” dedi.

DÜNYADA 125 MİLYON KİŞİ ÇALIŞMA ORTAMINDA ASBESTE MARUZ KALIYOR

Türkiye’de her türlü asbest kullanımı ve ticaretinin yasaklandığı 2010 yılına kadar son 10 yılda 130 bin ton asbest ithal edildiği biliniyor. Hatta zaman zaman yıllık asbest ithalatının 30 bin tona kadar çıktığı, bu süre içinde az miktarda da olsa yerli üretim yapıldığı Türkiye Asbest Kontrolü Strateji Planı’nda yer alıyor. 18 Mart 2004 tarihli 25406 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Hafriyat Toprağı, İnşaat Ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nin 22. Maddesi’nde, asbest atıklarının ayrı toplanması gerektiği belirtiliyor: “İnşaat/yıkıntı atıkları içerisinde bulunan asbest, boya, florasan, civa, asit ve benzeri tehlikeli atıklar diğer atıklardan ayrı olarak toplanır ve tehlikeli atıkların kontrolü yönetmeliği hükümlerine göre bertaraf edilir.”

Ancak uzmanlar, çalışma sırasında ya da çevrede bulunan asbest liflerinin solunmasının, yıllar içerisinde kendini gösterecek ölümcül hastalıklara yol açabileceğini söylüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada 125 milyon kişi çalışma ortamlarında asbeste maruz kalıyor ve her yıl 100 bin kişi çalışma ortamlarında asbeste maruz kalmalarının yol açtığı hastalıklar nedeni ile ölüyor.

ASBESTE BAĞLI HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASI 10 İLE 50 YIL ARASINDA DEĞİŞİYOR

Türk Toraks Derneği, asbeste bağlı hastalıkları; akciğer zarında sıvı birikmesi, akciğeri saran zarın kalınlaşması ve kireçlenmesi, akciğer dokusu içerisinde asbest liflerinin birikmesi (asbestozis), akciğerleri ve karın boşluğunu saran zarın kanseri (mezotelyoma) ve akciğer kanseri olarak belirtiyor: “Asbeste bağlı hastalıkların ortaya çıkması genellikle uzun yıllar alır. Bu süre, maruz kaldıktan sonra 10 ile 50 yıl arasında değişir. Asbestle ilişkili hastalık riski, ömür boyu solunan asbest liflerinin sayısı ile orantılı olarak artar. Asbest tek başına akciğer kanseri gelişimi için 5 kat risk oluşturmakta iken, sigaranın tek başına oluşturduğu risk 10 kattır. Sigara ve asbest birlikteliği ise akciğer kanseri gelişimi riskini 50-90 kat artırmaktadır. Bununla birlikte, sigara veya diğer nedenlerle oluşan akciğer kanserlerinden ayırt edilemez. Asbest ile ilişkili hastalıklarda kür sağlayan bir tedavi yaklaşımı yoktur. Bu nedenle çevresel ve mesleksel maruziyetlerin azaltılması birincil yaklaşım olmalıdır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir